5 Temmuz 2013 Cuma

Diren FEMEN, geliyoruz hemen...

Diren FEMEN, geliyoruz hemen
Sevgili FEMEN’li yengeler… Bir kez daha İstanbul’a hoşgeldiniz. Tabii ki gene polisler saçınızdan, başınızdan çekip sürüklediler sizi. Ama en azından biber gazı, tazyikli su veya cop yemediniz. Hem bu sefer yazın geldiniz, üstünüz açıkken üşümezsiniz. Yalnız benim sizi düşünen biri olarak, Türkiye ve erkeklerimiz ile ilgili bazı uyarılarım olacak:
Öncelikle sizi Türk erkekleri ile ilgili uyarmak istiyorum… Bir kere bizim erkeklerimiz Doğu Avrupa veya Eski Sovyet ülkelerinden gelen her hemcinsinizi hayat kadını sanacak kadar dar kafalı ve önyargılıdır.
Bizimkiler misafirperverliğin dozunu bir türlü ayarlayamazlar. O meşhur Taksim meydanı var ya… Siz hele orada hasbelkader bir yılbaşı kutlamaya kalkın! Biraz da saç renginiz açıksa, eyvah… Pandik, mandik, her şekilde durumlar dandik yani… Ama öte yandan da ilginç bir tecrübe. Zira bu kadar sapığı bir daha nerede bir arada göreceksiniz? Haaa… yılbaşı orada üstsüz eylem mi yapacaksınız? Hayatta başarılar dilerim… Kendinizi sapıklardan kurtarmak için polislere atsanız, onlar da zaten sizi pek tutmuyorlar.
Herkes öyle doğrudan dalmıyor tabi. Daha sinsi çakallar da var. Eğer bir takım esmer erkekler yanaşıp da “davanızı destekliyoruz, göğüs göğüse biz de sizinle çarpışmak istiyoruz” derlerse sakın kanmayın, bu sözlerde direkt kötü niyet arayın. Gezi Parkı olaylarını desteklemek için mi geldiniz? Biri çıkıp “Gel abla ben seni Gezi’ye götüreyim” derse, aynı şekilde. Türkçe sakat dildir. Adam yarın mahkemede “Ben de zaten ona seni “götüreyim” demiştim” diye ifade verir.
Protesto sırasında yere mi düştünüz? Biri çıkıp sizi kaldırmak için elini mi uzattı? Amman dedim! Mümkün olduğu ölçüde kendi imkanlarınızla kalkmaya çalışın yerden. Bir bakmışsınız bir türkü yazılmış sizin için, sözleri şöyle: “Adı FEMENdir, mekan çimendir, düşen kalkmıyor, acep nedendir?” Sonuçta bu ülkeye gelen yabancı turist kadınların başına neler gelmiyor ki… Gasp, sarkıntılık, sözle – elle – her bir şeyle taciz, tecavüz, fuhuşa zorlama ve de ne yazık ki cinayet. “Her ülkede oluyor böyle şeyler” denebilir. Doğru da… Ama bizdeki istatistikler de fena değil hani.
Tüm bunlar bir yana, eylemlerinizi takdirle izleyen biri olarak, eleştirmek istediğim bazı noktalar da yok değil… Mesela bugünkü eyleminizde "Erdoğan İstanbul'dan çık, Kabil'e git" pankartıyla Başbakanımızı üstsüz protesto etmişsiniz. Yahu bizimkilerin canı çıkıyor burada kadınlar örtünsün diye, siz tam tersini yapıyorsunuz. Bir de “Kabil’e git” yerine daha iyi seçimler olabilirdi. Mesela “Gazze’ye git”, “Mısır’a git”, “Şam’a git”, “Davos’a gitme” denilebilirdi. Üstelik vücudunuza “Diktatör” yazmışsınız. Yiyorsa, Mısır’a gidip darbeyi protesto edin çıplak vücudunuza “Darbeci” yazıp…
Sonra niye Türkiye’ye gelip göğüslerinizi açıp bizim politikacılarımızı protesto ediyorsunuz ki? Şimdi buradan Türk erkekleri uçağa atlayıp sizin ülkenize gitseler; orada – çok affedersiniz – külotlarını indirip bağırıp çağırsalar (bu arada mutlaka bu tarife uyan kişiler olmuştur) hoş karşılanır mı? Biraz empati lütfen.
Bu arada dik durun, eğilmeyin. Bu ülkede eğilmek de sakat…

1 Temmuz 2013 Pazartesi

TÜRKLER VE TUVALET: 1) TAHARET MUSLUĞU


TÜRKLER VE TUVALET: 1) TAHARET MUSLUĞU

Türkler ile tuvalet arasındaki ilişki, açıkçası tariflenmesi oldukça zor bir ilişkidir. Bu sebeple bir blog köşeciğine sıkışmış amatör birkaç satırın çok daha ötesinde, geniş çaplı sosyolojik araştırmaları hak etmektedir. Gene de ben elimden geldiğince bazı ilginç başlıkları kapsamaya çalışacağım. İlk olarak en can alıcı başlık olan “Taharet Musluğu (Borusu)” konusunu seçtim…

TAHARET MUSLUĞU (BORUSU)

Bugün bana “Türklerin uygarlığa en büyük hediyesi nedir?” ne diye sorulsa, hiç düşünmeden vereceğim yanıt “Taharet Musluğu” olur. Bununla birlikte akabinde de insan “Len, neden sadece biz kullanıyoruz, bu gavurlar bizden daha zeki değil mi yahu?” diye de şüpheye düşmektedir. Ayrıca bu sözde Türk buluşunun, neden milli helamız alaturkada değil de; ecnebi icadı alafranga tuvaletlerde kullanıldığı da bu şüpheyi destekler niteliktedir. Bu da yetmiyormuş gibi taharet, aslında Arap dilinde olan bir kelimedir. Ama boşverin, en azından bu b.ktan konuda en süper buluş bizden çıkmış olsun; hatta adı “maharet musluğu veya marifet musluğu” olsaymış keşke.

Zaten “Bir Türk yurtdışına çıktığında en çok nelerden muzdarip olur?”  diye sorsak; 1) Domuz eti satmayan bir restoran bulamamak ve hayatında ilk kez McDonalds görüyor gibi içine dalmak; 2) Yaptığı tuhaf esprilere sadece kendi kendine gülmek zorunda kalmak; üstelik kötü İngilizcesi ile de çeviri yapmaya kalkmak ve de tabii ki 3) Taharet musluğu yok diye büyük abdestini ezele kadar ötelemek yanıtlarını verebiliriz.

Gizli etkileri de vardır bu mekanizmanın… Mesela, o şırıl şırıl sesiyle, büyük tuvaletini yapmaya giden bir insanı; bir anda hiç hesapta olmasa bile çişini yapmaya da teşvik eder. Ancak tüm faydalarına rağmen, kullanım sırasında özellikle şu konularda dikkatli olunmalıdır:

·         Tazyik ayarı: Çok cılız olursa faydasız kalır; öte yandan çok şiddetli olursa da sıçrama, can yakma ve vücuda zarar verme vs. riskleri taşır... Ayrıca tam “su gelmiyor derken” aniden infilak edercesine fışkıran su nedeniyle rezil rüsva olma durumları… Ayrıca suyun tazyiği az olduğu durumlarda borunun ucuna doğru yaklaşmak vahim bir hatadır. Kolonoskopi dediğiniz böyle yapılmıyor. Benden uyarması…

·         Borunun eğimi: Benzer bir şekilde aşağı eğilimli olursa faydasız; yukarı doğru olursa etrafı batırma riski vs… Bazı boruların da yukarı – aşağı eğim dışında sola / sağa çekme durumları vardır. Bazı tuvaletlerde nedense ilk başta eksik olup; sonradan harici şekilde yaptırılıp; klozet kapağının altından geçmektedir. Bu da yamuk yumuk bir çözümdür. Dünyanın en kötü metalleri bu nesnenin yapımında kullanılmaktadır. İşte böyle durumlarda tesisatçılık oynamanın hiç mi hiç alemi yok; hele hele umumi tuvaletlerde…

·         Borunun boyu: Aşırı kısa, aşırı uzun. Yukarıdakilere benzer sebeplerle, her iki durumda da aman dikkat!

·         Suyun ısısı: Özellikle kışın çok soğuk su nedeniyle pek de hoş olmayan bir his oluşabilir. “Bi tarafımız dondu abi” diye boşuna dememiş millet.

Yukarıda da saydığım sebeplerden ötürü hemoroidi olanlar, yakın zamanda bol acılı gıdalar veya hurma tüketmiş kişiler, maçoluk kompleksine sahip kişiler ve yurtdışında doğup; uzun süreler de oralarda kalmış Türkler, bu musluğu kullanmadan önce mutlaka bir uzman hekime danışmalıdırlar. Ayrıca bazı kişilerde alışkanlık yaptığı saptanmıştır. (Haydaaaa…)

Ne kadar hijyen olduğu yıllardır tartışılır, durur… Ama muadilleri çok mu sağlıklı diye de düşünmek gerekir.

Bu arada meraklısına not: Arap ülkelerinde bunun duş aparatlısı mevcut. Bence bizimkisi daha pratik ve hijyen. Bir de artık yurtdışında da taharet musluklu klozet sistemleri üretilmeye başlandı. Çinliler, ısı – tazyik vs. ayarlı sistemler yaptılar. Bu adamlardan korkulur…