TÜRKLERİN TARİHİ – GEMİLER ÜZERİNDEN
Eğer Türkleri ve tarihimizi
analiz etmek isterseniz, bizim gemilerle olan ilişkimize bakmanız kafidir.
Malum, atalarımız Orta Asya’dan kalkıp geldiler. Deniz meniz hak getire… Öyle
ki, bizim denizle tanışıklığımız 1.000 seneden daha kısa bir süre öncesine
dayanır, bunun kayda değer kısmı da son 500 senedir. Denizle tanışınca da,
haliyle gemiyle de tanışıyor insan. Ama bir tanışmışız, pir tanışmışız.
Sonrasında neler olmuş neler:
1453: Fatih Sultan Mehmet
donanmasının bir bölümünü karadan kızaklarla Haliç’e indirir ve bu şık hareket
İstanbul’un fethinde önemli bir rol oynar. Şimdi aynı bölgede, bir başka savaş;
rant savaşları devam etmektedir.
1462: Midilli’nin (Lésvos) fethi.
Eşcinsel kadın şair Sappho'ya atfen, Lésvoslu anlamına gelen lezbiyen sözcüğü 1800'lü yıllardan itibaren kadın eşcinsel anlamında kullanılmaya
başlanmıştır. Barbaros Hayrettin Paşa, Midilli doğumludur.
1522: Rodos + 12 Ada + Bodrum’un
fethi. Şaka yapmıyorum. Bodrum kalesi de bu savaş ile ele geçirildi. Adaların
hepsi gitti, Bodrum malum bize kaldı. Zeki Müren’in ruhu şad olsun…
1538: Preveze Deniz Zaferi. Barbaros
Hayrettin Paşa komutasındaki 122 gemiden oluşan donanma, haçlı donanmasını imha
eder. Çok gurur duyduğumuz bir savaş olduğu için tarih kitaplarında ballandıra
ballandıra anlatılır.
1554: Meşhur denizcimiz Mısır
Kaptanı Pîrî Reis’in, burada detayına girmeyeceğim sebepler yüzünden (ama
sorumluluğundaki ganimet yüklü bir gemimiz batmıştır) Sultan Süleyman’ın
fermanı ile boynu vurularak idam edilmesi. Kendisi idam olurken yaşı 80’in
üzerindeydi.
1565: Malta Kuşatması. Bakınız onlarca
gemi ve bunca uğraşa rağmen fiyasko – Savaşın nedenlerinden biri: Kanuni'nin
kızı Mihrimah Sultan'ın 107 yaşındaki sütannesinin
de aralarında bulunduğu hacca gitmekte olan Osmanlı bandıralı bir kalyonun
şövalyeler tarafından kaçırılıp Malta adasına götürülmesi.
1571: Kıbrıs’ın Fethi. Bu
kuşatmaya da çok fazla gemimiz katılmıştır. Başta Serdar Ortaç, Mehmet Erbil
olmak üzere birçok ünlü sima için herhalde kazanılan en önemli deniz zaferi
budur.
1571: İnebahtı Deniz Savaşı. Bu
sefer 250 gemilik Osmanlı donanması hezimete uğrar. Biz tarih kitaplarımızda
buna pek yer vermeyiz ama batılılar da bunu ballandıra ballandıra anlatır. Don
Kişot romanı ile dünyanın en büyük eserlerinden birine imza atan İspanyol yazar
Cervantes, bu savaş sırasında elini kaybeder.
1645-1699: Girit’in Fethi.
Gördüğünüz gibi 14 sene sürmüştür, çünkü ada peyderpey ele geçirilmiştir. Yani
Girit kuşatması başlangıcında doğan bir çocuk, adanın fethi tamamlandığında
liseye başlamıştır.
1700-1913: Bu dönemde denizlerdeki
performansımıza fazla girmeyeyim, biraz acıklı film tadında. Ama bu filmden bir
kare var ki; paylaşmadan olmaz. 1890: Donanmanın göz bebeği Ertuğrul
Fırkateyni, Japonya’ya yaptığı iade-i ziyaret dönüşünde yakalandığı tayfunda
kayalara çarpıp batar. Şehitler arasında merhum şair Can Yücel'in
büyükdedesi Kaptan Âli Bey de vardı.
1914: İki Alman savaş gemisi 1.
Dünya Savaşı sırasında düşmanlarından kaçarken Osmanlı İmparatorluğu’na
sığınırlar. Biz de yufka yürekli bir millet olarak hemen Almanları bağrımıza
basarız. Hatta gemileri alelacele satın alıp, onlara Türk isimleri (Yavuz ve
Midilli) bile veririz. (Bu arada gemiye ismini veren Midilli adasını Yunanistan 1913'te ele geçirir.) Böylece nurtopu gibi 2 gemimiz olur. Haaa… “nurtopu”
deyince aklıma top geldi… Akabinde de Rusya’nın Sivastapol ve Odessa limanlarını
topa tutarız. İşte o iki gemi bizi 1. Dünya Savaşı’na sokar.
1915-16: Çanakkale Savaşı zaferle
sonuçlanır. İngiliz ve Fransız donanmaları ile adeta amiral battı oyunu
oynarız. Savaş bir destana dönüşür ve meşhur “Çanakkale geçilmez” sloganı
dillere yerleşir. Ülkenin tüm eğitimli genç erkekleri de dahil olmak üzere bu
savaşta 250.000 kişi şehit olur. Ya da aslında bir savaş kazanılır, ama bir
jenerasyon kaybedilir. Düşmanın o zamanın şartlarına göre inanılmaz güçlü ve
sayıca oldukça fazla gemilerine en büyük hasarı sadece mütevazı bir mayın
gemisi (Nusret) verir. İşte o tek bir gemi, İstanbul’un kapılarını düşmana
kapar.
1918: Savaşın diğer cephelerinde
işler pek yolunda gitmez, Osmanlı İmparatorluğu mağlup olur. 2 sene önce
geçemedikleri ve uğrunda her iki taraftan toplamda yarım milyon insanın can
verdiği Çanakkale Boğazı’ndan düşman gemileri bu sefer ellerini kollarını
sallaya sallaya geçip İstanbul’u işgal ederler. Hele hele toplarını Dolmabahçe
Sarayı’na çevirdikleri günleri gösteren bazı resimler vardır ki, tam ibretlik.
Karizmatik söylemler konusunda rakipsiz olan Atatürk bakar ki millet bu duruma kahroluyor,
bu sefer o meşhur cümleyi sarf eder: “Geldikleri gibi giderler…”
1918: Mondros Ateşkes Mütarekesi: I.Dünya Savaşı
sonunda Osmanlı İmparatorluğu ile İtilaf Devletleri arasında imzalanan ateşkes
belgesi. Limni
adasının Mondros Limanı'nda demirli İngiliz Agamemnon
zırhlısında yani bir gemide imzalanmıştır.
1919: Tabii geldikleri gibi
gitmeleri için birilerinin düşmanı yollaması şarttır. Atatürk bunun üzerine
harekete geçer ve Bandırma Feribotuna atlayıp, bol adrenalinli bir yolculuk
sonrası Samsun’da karaya çıkar ve milli mücadeleyi de böylece başlatmış olur.
1922: İzmir’in kurtuluşu
sonucunda, düşman (bu kelimeyi sevmiyorum, rakip desem de komik kaçıyor)
İngiliz gemilerine binerek kenti terk eder.
1922: Son Osmanlı Padişahı VI.
Mehmed Vahdettin büyük büyük dedelerinin kızaklarla indirdikleri gemilerle
aldıkları İstanbul'u gene bir gemiyle terk eder. Hem de onu götüren HMS Malaya
isimli gemi; ülkesini işgal etmiş ve yıldır savaşta olduğu İngiltere’nin bir
gemisidir ve gene atalarının kuşatıp da alamadığı Malta adasına götürür onu.
1923: Milli mücadele zaferle
sonuçlanır; İstanbul artış işgal atında değildir ve düşman donanması şehri terk
eder. Düşmanlar gerçekten de Atatürk’ün dediği gibi “Geldikleri gibi”
gitmişlerdir. Artık sarayın önünde demirli ve topları üzerine çevrilmiş gemiler
yoktur ve tabii sarayda bir padişah da.
1974: Yaklaşık 400 sene sonra
gene Kıbrıs. Kıbrıs Barış Harekatı sırasında, yanlış istihbarat ve koordinasyon
eksikliği sonucu savaş uçaklarımız, kendi savaş gemimizi (TCG Kocatepe)
bombalayıp batırır. Bu arada Makarios, bu sefer gemi ile değil ama bir İngiliz
helikopteriyle bilin bakalım nereye, evet doğru Malta adasına götürüldü.
1996: Kardak Krizi. Türkiye’nin yüzölçümü
783.562 km²; Yunanistan’ınki 131,957 km². Yani Yunanistan’ın 6 katı. Öte yandan
Yunanistan’ın Ege Denizi’nde 6.000 adasına karşılık Türkiye’nin ise sadece 400
adası var. Ne Türkiye’nin toprağa ihtiyacı var; ne de Yunanistan’ın adaya…
Gelin görün ki NATO üyesi 2 komşu 40.000 m2lik alanı olan iki tane
adacık için savaşa giriyorlardı.2010: 1938 yılında satın alınan ve Atatürk’ün yaşamının son dönemlerinin bir kısmını da geçirdiği Savarona yatı bir özel şirket tarafından işletilmektedir. Ve derken fuhuş skandalı patlar. Meğerse 18 yaşından küçük “yabancı uyruklu” kadınlar bu manevi değeri büyük yatta, varlıklı erkeklere servis ediliyormuş…
Tabii daha bir dolu gemi
maceramız var. Sonuçta Nuh’un Gemisi bile bu topraklarda vukuu bulmuş. Konunun
hassasiyeti nedeniyle bir kısmını bilinçli olarak yukarıdaki listeye dahil etmedim.
Gene de ilginç olaylarla bezediğim bu seçki umarım hoşunuza gitmiştir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder