H-5-B (HER BİR BOKU BİR BEN
BİLİRİM) SENDROMU
Merhaba. Bugün son zamanlarda çevremizde
sıkça rastladığımız H-5-B rahatsızlığından bahsedeceğim. Aslında bu hiç de yeni
bir hastalık değil. Büyüklerimiz halk arasında buna “çokbilmişlik” derlerdi.
Dünya Tıp Örgütü’ne (WHO) göre, bugün Türkiye’de bu hastalığa yakalananların
sayısı son 20 yılda %74 artış göstermiş durumda. Peki hasta olan birini nasıl
tespit edersiniz? Oldukça basit: Mesela çocuğunuzu okula vereceksiniz… Fikir
alayım diye danışıyorsunuz. Kime sorsanız en iyi okul, onların çocuklarının
gittiği okuldur. Konut projesine mi gireceksiniz? Ya da yatırım mı
yapacaksınız? En akıllı seçimi yapanlarla kaynıyordur kuşkusuz çevreniz.
Dünyada hiçbir ülkede insanlar kendini doktor zannedip başkalarına bu kadar
rahat ilaç tavsiye etmez. Binilecek arabanın da, gidilecek restoranın da, tatil
yapılacak tesisin de en iyisini bilenler vardır mutlaka çevrenizde… Her biri
potansiyel spor kulübü başkanı, stil ikonu, bakan – hatta başbakan, mucit, diyet
ve sağlıklı beslenme uzmanı, yaşam koçu, ruhani lider, kanaat önderi, senarist
vs.dir. Haaaa… oldu da onların bildiğinden, önerdiğinden başka bir seçenek
sunsanız; hemen yüzleri düşer. Dudaklar bükülür. Suratta “Ben boşuna mı bu
değerli bilgileri, tavsiyeleri paylaşıyorum!?” ifadesi hakim olur. Ya da “O kadar
anlattım, ama anlamadı bu salak” diye bir acıma saklayan bakışlara maruz kalırsınız.
Son yıllardaki artan vakaları ve
sebeplerini, çalışmalarını bu konuda yoğunlaştırmış olan Yrd. Doç. Dr. Buğra
Yanımauğra’ya danıştık. Kendisi, özellikle hayatımızdaki etkisi gittikçe
yoğunlaşan teknolojiye dikkat çekti. Yanımauğra’ya göre, zaten Türk insanının oldukça
sofistike olan ukalalık genleri, teknolojik imkanlarla birlikte önemli bir
dejenerasyona maruz kalıp bu hastalığı tetikliyor. Bilhassa internet ve mobil cihazlar,
hastalığın epidemik hale gelmesi için uygun koşulları sağlıyor. Tabii ki her
bir boku bir ben bilirim diyebilmek için, önce söz konusu bok, (pardon konu)
hakkında yeterince bilgi sahibi gerekir. Çünkü yeterince bilgisi olmayan
hastalarda, karşısındakine fikrini empoze etme konusundaki beceri azalır; bu da
kırıcılığa ve saldırganlığa kadar varan sonuçlar doğurabilir. Peki nedir bilgiye
ulaşım kanalları? Bu sorunun yanıtını gene Buğra Yanımauğra’dan aldık. Masa
üstü inceleme (desk top research), milletle kıyaslama (benchmarking) ve bizzat yerinde
tespit (site visit)en ön plana çıkan yöntemlermiş. Ama en tehlikeli yöntem
olarak “Birinden alıp başkasına satma” (Word-of-mouth) gösteriliyor. Toplumbilimcileri
göre ise, zaten yıllardır oynak bir fay hattı görüntüsü çizen Türk eğitim
sistemi içerisinde bir yarış atı zihniyeti ile yetiştirilen nesillerin,
teknoloji ile kucaklaşması sonucunda ortaya çıkan tablo hiç de şaşırtıcı değil.
Son dönemlerde en çok tartışılan
konu ise hastalığın genetik mi olduğu yoksa bulaşıcı mı olduğu yönünde. Yrd. Doç.
Dr. Buğra Yanımauğra’ya göre tıbben H-5-B’nin genetik olduğu kanıtlanmış
durumda. Hem anne, hem de baba H-5-B hastası ise, çocuk daha erken yaşlarda
tipik sendromları sergilemeye başlıyor. Bulaşıcı olduğuna dair ise kesin bir
bulgu yok. Daha ziyade şüpheler var. Bu şüphenin sebebi de birçok çiftte, aynı
anda bu rahatsızlığa rastlanması… Ancak Yanımauğra’ya göre, zaten bu hastalığı
taşıyan kişiler de kendileri gibi kişileri bulup onlarla evleniyorlar.
Çok şey bilmek ve bunları
paylaşmak çok güzel bir şey. Ama başkalarının bildiklerinden de nasiplenmek bir
o kadar güzel. Umarım, dengeyi bulabildiğimiz daha makul bir dünyada yaşarız.
(Not: bana da ileri düzey H-5-B teşhisi konuldu)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder