8 Haziran 2013 Cumartesi

H-5-B (HER BİR BOKU BİR BEN BİLİRİM) SENDROMU

H-5-B (HER BİR BOKU BİR BEN BİLİRİM) SENDROMU
Merhaba. Bugün son zamanlarda çevremizde sıkça rastladığımız H-5-B rahatsızlığından bahsedeceğim. Aslında bu hiç de yeni bir hastalık değil. Büyüklerimiz halk arasında buna “çokbilmişlik” derlerdi. Dünya Tıp Örgütü’ne (WHO) göre, bugün Türkiye’de bu hastalığa yakalananların sayısı son 20 yılda %74 artış göstermiş durumda. Peki hasta olan birini nasıl tespit edersiniz? Oldukça basit: Mesela çocuğunuzu okula vereceksiniz… Fikir alayım diye danışıyorsunuz. Kime sorsanız en iyi okul, onların çocuklarının gittiği okuldur. Konut projesine mi gireceksiniz? Ya da yatırım mı yapacaksınız? En akıllı seçimi yapanlarla kaynıyordur kuşkusuz çevreniz. Dünyada hiçbir ülkede insanlar kendini doktor zannedip başkalarına bu kadar rahat ilaç tavsiye etmez. Binilecek arabanın da, gidilecek restoranın da, tatil yapılacak tesisin de en iyisini bilenler vardır mutlaka çevrenizde… Her biri potansiyel spor kulübü başkanı, stil ikonu, bakan – hatta başbakan, mucit, diyet ve sağlıklı beslenme uzmanı, yaşam koçu, ruhani lider, kanaat önderi, senarist vs.dir. Haaaa… oldu da onların bildiğinden, önerdiğinden başka bir seçenek sunsanız; hemen yüzleri düşer. Dudaklar bükülür. Suratta “Ben boşuna mı bu değerli bilgileri, tavsiyeleri paylaşıyorum!?” ifadesi hakim olur. Ya da “O kadar anlattım, ama anlamadı bu salak” diye bir acıma saklayan bakışlara maruz kalırsınız.
Son yıllardaki artan vakaları ve sebeplerini, çalışmalarını bu konuda yoğunlaştırmış olan Yrd. Doç. Dr. Buğra Yanımauğra’ya danıştık. Kendisi, özellikle hayatımızdaki etkisi gittikçe yoğunlaşan teknolojiye dikkat çekti. Yanımauğra’ya göre, zaten Türk insanının oldukça sofistike olan ukalalık genleri, teknolojik imkanlarla birlikte önemli bir dejenerasyona maruz kalıp bu hastalığı tetikliyor. Bilhassa internet ve mobil cihazlar, hastalığın epidemik hale gelmesi için uygun koşulları sağlıyor. Tabii ki her bir boku bir ben bilirim diyebilmek için, önce söz konusu bok, (pardon konu) hakkında yeterince bilgi sahibi gerekir. Çünkü yeterince bilgisi olmayan hastalarda, karşısındakine fikrini empoze etme konusundaki beceri azalır; bu da kırıcılığa ve saldırganlığa kadar varan sonuçlar doğurabilir. Peki nedir bilgiye ulaşım kanalları? Bu sorunun yanıtını gene Buğra Yanımauğra’dan aldık. Masa üstü inceleme (desk top research), milletle kıyaslama (benchmarking) ve bizzat yerinde tespit (site visit)en ön plana çıkan yöntemlermiş. Ama en tehlikeli yöntem olarak “Birinden alıp başkasına satma” (Word-of-mouth) gösteriliyor. Toplumbilimcileri göre ise, zaten yıllardır oynak bir fay hattı görüntüsü çizen Türk eğitim sistemi içerisinde bir yarış atı zihniyeti ile yetiştirilen nesillerin, teknoloji ile kucaklaşması sonucunda ortaya çıkan tablo hiç de şaşırtıcı değil.
Son dönemlerde en çok tartışılan konu ise hastalığın genetik mi olduğu yoksa bulaşıcı mı olduğu yönünde. Yrd. Doç. Dr. Buğra Yanımauğra’ya göre tıbben H-5-B’nin genetik olduğu kanıtlanmış durumda. Hem anne, hem de baba H-5-B hastası ise, çocuk daha erken yaşlarda tipik sendromları sergilemeye başlıyor. Bulaşıcı olduğuna dair ise kesin bir bulgu yok. Daha ziyade şüpheler var. Bu şüphenin sebebi de birçok çiftte, aynı anda bu rahatsızlığa rastlanması… Ancak Yanımauğra’ya göre, zaten bu hastalığı taşıyan kişiler de kendileri gibi kişileri bulup onlarla evleniyorlar.
Çok şey bilmek ve bunları paylaşmak çok güzel bir şey. Ama başkalarının bildiklerinden de nasiplenmek bir o kadar güzel. Umarım, dengeyi bulabildiğimiz daha makul bir dünyada yaşarız. (Not: bana da ileri düzey H-5-B teşhisi konuldu)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder