Son dönemde azımsanmayacak sayıda
insandan oluşan bir kitle, başbakanın istifasını istiyor. Bu süreçte benim
dikkatimi en çok çeken nokta şu oldu: Tamam, istifa etsin deniyor ama bu
gerçekleşirse yerine kim gelecek kimseden bir ses çıkmıyor… Son 1 aydır
düşündüm, taşındım ve sonunda o kişiyi buldum. Kim mi? Tabii ki Sn. Yıldırım
Demirören. Duayen sanayici, büyük spor adamı, becerikli golfçü, uluslararası
arenada tanınmış karizmatik bir kişilik… Sempatik tavırları, aklı başında
konuşmaları, çözüm yaratmadaki becerileri ile sadece kendi kulübü olan Beşiktaş’a
gönülverenlerin değil; Türkiye’de taraflı tarafsız herkesin sevgi ve saygısını
kazanmış böylesine bir şahsiyet varken; neden bu bir çözüm olmasın?
Siz hayatınızda böylesine tutarlı
ve güzel bir CV gördünüz mü? Önce Beşiktaş Kulübünde yöneticilik yapıyor; daha
sonra Başkanlığa yükseliyor. Girdiği tüm seçimleri kazanıp; 8 sene bu şanlı
görevi yürütüyor. Beşiktaş’taki inanılmaz başarıları sayesinde Kulüpler Birliği
Başkanlığına getiriliyor. Ama Türk Futbolu şike depremi ile sarsılıyor… Daha
uzun yıllar Beşiktaş’a hizmet vermek istiyor olsa da; elinden gelen bir şey yok;
Türk Futbolunu kurtarmak çok daha ulvi bir görev olduğu için fedakarlık yapıp Federasyon
Başkanı oluyor… Aslında belki de böyle bir kariyer yolunda kendisine yakışan Gençlik
ve Spordan Sorumlu Devlet Bakanlığı rolüdür. Ama öte yandan da, benzersiz
beceri ve deneyimlerinden neden tüm dünya faydalanmasın diye düşününce; FIFA
veya UEFA Başkanlığı da yakışırdı Sn. Demirören’e diye sizler de düşünmüyor
musunuz? Gene de madem ülkenin sadece futbol – spor değil; her anlamda yeni bir
lider ve kurtarıcıya ihtiyacı var; o zaman görev gene Sn. Demirören’i çağırıyor
demektir…
Şimdi diyebilirsiniz ki; Beşiktaş’a
tarihi boyunca sportif – mali – sosyal - itibari anlamda en büyük darbeleri
yaşatmış; canım kulübü mahvetmiş olan Yıldırım Demirören değil de kim? Finansal
Kriterler karşılanmadı diye geçen sezon Avrupa Kupalarından men edilme cezası; 110
yıllık kulübün şike sebebiyle de gelecek sezon gene men edilme cezası kimin başkanlık
dönemi ile ilgili? Milli takımlar düzeyinde A Milli Futbol Takımımızın son 20
seneni en kötü performansını gösteriyor olmasının baş sorumlusu kimdir? Ama
eğer muhteşem derecede “başarılı” bir
insan olmasaydı, hiç böyle bir kariyeri olur muydu? Şimdi oturduğu koltukta
halen kalır mıydı? Demek ki bazı insanların göremediği inanılmaz bir şeyler
katıyor girdiği her camiaya… O yüzden kimbilir ülkemizi de taaa nerelere taşır.
Neyse, bu kadar geyik yeter.
Benim Yıldırım Demirören ile ilgili 3 tane kritik soru var. Artık kim
yanıtlarsa:
1) Eğer
Yıldırım Demirören’den habersiz bir şekilde Serdar Adalı ve Tayfur Havutçu bu
yanlış davranışlara girdilerse, nasıl sağ kolu ve teknik direktör; o hiç fark
etmeden arkasından böylesine büyük bir dümen çevirebilirler? Koskoca başkan
nasıl bu olup bitenleri bilmez?
2) Eğer
Yıldırım Demirören tüm bu olanlardan haberdar ise, buna nasıl onay ve imkan
vererek Beşiktaşlılık duruşundan sürekli bahsedip; bu duruşa ihanet eder?
3) Böyle
bir ortamda, kim gidip de daha kendi kulübünü kontrol edemeyen bir kişiye Türk
Futboluna bilhassa böylesine hassas bir dönemeçte emanet eder?
Peki bundan sonra ne olmalı
dersek… Her halukarda kendi ve tüm eş-dost-tayfası için Kulüpten sonsuza ihraç;
kendisine olan tüm borçların silinmesi, hatta Kulübü uğrattığı zararların
kendisinden tazminat olarak alınması; yargılanarak kanun önünde hesap vermesi; Futbol
Federasyonluğu başkanlığından ayrılması; tüm Beşiktaş ve Türk spor dünyasından
özür dilemesi; bir daha da Beşiktaş ve Türk Spor Camiasında hiçbir şekilde
görev almaması; Beşiktaş kelimesini telaffuz etmesinin ve Beşiktaş ilçesi
içerisinde yer alan herhangi bir yere gitmesinin yasaklanması ve daha bir dolu
yaptırım ve ceza uygulanması…
Sen Beşiktaş’ın başına gelmiş, en
kötü; ama en kötü şeysin…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder